Haberler / DuyurularGeri

Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı'nın Yeni Eserleri Satışa Sunulmuştur

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tarafından yayınlanan yeni eserler Sanal Mağazamızda satışa sunulmuştur.

 

EL-KISTASÜ'L-MÜSTAKİM

el-Kıstâsü’l-Müstakîm, Ebû Hâmid el-Gazzâlî’nin (ö.505/1111), İsmâilî-Bâtınî harekete ve dînî gerçeklerin sadece “masum bir imam”ın öğretmesiyle bilinebileceğini ileri süren, Hasan Sabbâh’a, genel olarak ise “Ta‘lîmiyye” adıyla bilinen sapkın akıma karşı mücadelesi çerçevesinde kaleme aldığı eserlerden biridir.

el-Kıstâs aynı zamanda, Mi‘yâru’l-ilm ve Mihakku’n-nazar gibi diğer bir grup eseriyle birlikte Gazzâlî’nin dini ilimlerde yeni yöntem arayışı çerçevesinde mantık ilminin esaslarını Kur’ân’dan hareketle (yeniden) ortaya koy­duğu ve bu ilkeleri tüm dini bilgi sahasına ve hatta matematik ve diğer ilimlere tatbik edil­mesini savunduğu bir eserdir. Ancak Gazzâlî, Aristo mantığının kavramlarını kullanmadı­ğı gibi, re’y ve kıyâs yöntemini de reddeder.

Gazzâlî bilgiyi Kur’an’dan çıkardığı ve isimle­rini kendisinin koyduğu beş mîzanla ölçer.

Bir yolculuk esnasında kendisine yoldaş­lık edip doğru bilgi elde etmenin yöntemi hakkında sorular yönelten Ehl-i ta‘lîmden bir kişiyle aralarında geçen diyalogları on bölüm halinde kaleme alan Gazzâlî, Ehl-i ta‘lîm’in, bilgileri Kur’an mîzanlarına benzetilen şey­tan mîzanlarıyla ölçtüğünü belirtir, Hz. Mu­hammed’le ve ümmetin âlimleriyle iktifa edilmesi gerektiğini ve “masum imâma” ih­tiyaç bulunmadığını delilleriyle ortaya koyar.

Prof. Dr. İbrahim Çapak’ın yayına hazır­ladığı eser, giriş ve dizinle birlikte Süleyma­niye Kütüphanesi, Kılıç Ali Paşa no. 1026’da kayıtlı yazma nüshanın tıpkıbasımı ile birlik­te neşredilmiştir.

 

FUSUSU'L-HİKEM TERCÜME VE ŞERHİ (2 CİLT TAKIM)

FUSUSU'L-HİKEM TERCÜME VE ŞERHİ (4 CİLT TAKIM)

Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’nin Fusû­su’l-Hikem’i İslâm düşünce tarihinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmiş ve telif edildiği dönemden itibaren büyük ilgi görmüştür. Dili ve ele aldığı meselelerin an­laşılmasındaki güçlükler sebebiyle günümüze kadar eser üzerine yüzden fazla şerh yazıl­mıştır. Türkçe kaleme alınan şerhlerden biri olan Ahmed Avnî Konuk’un Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yazılmış olması sebebiyle hem Fusûs şerhleri geleneğinin yakın dönem hal­kalarından birini teşkil etmekte hem de bir geçiş dönemi eseri olması açısından önem arz etmektedir.

İbnü’l-Arabî, Fusûsu’l-Hikem’i peygamberle­rin sayısına göre yirmi yedi bölümde yazmış­tır. Her bir fassta peygamberin sahip olduğu farklı hakikat mertebelerini anlatmıştır. Ese­ri şerh eden Ahmed Avni Konuk ise, temel tasavvuf meselelerinin anlatıldığı, önemli bir “Mukaddeme” yazarak başlamıştır. İb­nü’l-Arabî’nin eserde ele aldığı yirmi yedi fassı, onun izlediği sıraya uyarak şerh etmiş­tir. Avni Konuk, eseri şerh ederken her fas­sın başlığı altında, o fassta incelenen hikmeti açıklamış, sonra Fusûs’tan bir iki cümleyi ay­nen yazıp tercümesini vermiş, daha sonra da şerhini yapmıştır.

Prof. Dr. Mustafa Tahralı, Yrd. Doç. Dr. M. Nedim Tan ve Dr. Ercan Alkan tarafından iki cilt çeviriyazı metin olarak hazırlanan eserde Konya Mevlânâ Müzesi Kütüphanesi’nde 3853-3867 (14 Defter) numaralarda kayıtlı olan A. Avni Konuk hattı yazma nüshalar esas alınmıştır.

 

HİKMETÜ'L-AYN

Necmüddîn el-Kâtibî (ö. 675/1277) Abbasiler’in son döneminde yaşamış; astronomi, matematik, kelâm ve felsefe alanında ders veren bir müderris olmakla birlikte daha çok er-Risâletü’ş-şemsiyye adlı mantık kitabıyla üne kavuşmuştur. Hikmetü’l-Ayn. Kâtibî’nin, Aynü’l-Ķavâ‘id adlı eserine ilâhiyyât ve tabîiyyât konularını ilâve etmek suretiyle kaleme aldığı bir felsefe ve mantık kitabıdır. Üzerine birçok şerh ve hâşiye yazılan bu eser medreselerde ders kitabı olma hüviyetine kavuşmuştur.

Salih Aydın tarafından tercüme edilen eser Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Ayasofya Koleksiyonu, no. 2522, 2430’da kayıtlı nüshalar esas alınarak eleştirmeli metin ile beraber basılmıştır.

 

İHYA TERCÜMESİ VE ŞERHİ (4. CİLT)

İHYA TERCÜMESİ VE ŞERHİ (5. CİLT)

İHYA TERCÜMESİ VE ŞERHİ (6. CİLT)

“Huccetü’l-İslâm” (İslâm’ın Delili) olarak anılan büyük sûfî, kelâmcı, fakîh ve düşünür İmâm Gazzâlî’nin (ö. 505/1111) hayatının sonlarına doğru kaleme aldığı kapsamlı bir eser olanİhyâu Ulûmi’d-Dîn, başta tasavvuf ve ahlâk olmak üzere fıkıh, kelâm gibi ilimlere bilhassa amaçları bakımından yeni yaklaşımlar getiren önemli bir eserdir. Gerek ismi gerekse önsözündeki açıklamalar, Gazzâlî’nin bu eseri İslâm ümmeti için bir “diriliş” (ihyâ) projesi niteliğinde kaleme aldığını göstermekte, eski ve yeni ilim çevrelerinde genellikle İhyâ’nın böyle bir iddia ile yazıldığı kabul edilmektedir.

Osmanlı döneminde çokça okunup itibar edildiği nüshalarının çokluğundan da anlaşılan ve Osmanlı Türkçesi’ne yapılmış çeşitli kısmî tercümeleri de bulunan İhyâ’nın Osmanlı dönemindeki ilk ve tek tam tercümesi Sultan II. Abdülhamid döneminin meşhur âlimlerinden Yusuf Sıdkî el-Mardinî’ye (ö. 1319/1902) aittir. İlmiyeye mensup çok sayıda âlimin bulunduğu Mardinli Müftüzâdeler ailesinden gelen ve kendisi de Mardin müftülüğü yapmış olan Yusuf Sıdkî el-Mardinî, Mesîru Umûmi’l-Muvahhidîn Şerh u Terceme-i Kitâb-ı İhyâu Ulûmi’d-Dîn adlı bu tercümesini, herkese faydalı olması için matbaada basılması dileğiyle Sultan II. Abdülhamid’e ithaf etmiş, ancak eser basılamamıştır. Yusuf Sıdkî Efendi, Gazzâlî’nin eserini sadece tercüme etmemiş, aynı zamanda şerh etmiş, ayrıca Eş‘arî-Şâfiî geleneğine mensup Gazzâlî’nin İhyâ’da zikrettiği bazı meselelerin Hanefî geleneğindeki karşılığını da belirtmiştir.

Yusuf Sıdkî el-Mardinî’nin bu şerhli tercümesi, İstanbul Ünv. Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar 5854 numarada kayıtlı bulunan müellif hattı ve tek yazma nüshadan, Prof. Dr. Mustafa Koç ve Doç. Dr. Eyyüp Tanrıverdi tarafından Latin alfabesine aktarılarak eserin ayet ve hadisleri tahriç edilmiş, ayrıca şerhte yer verilen İhyâ’nın Arapça metni de yine söz konusu yazma nüshadaki ibare esas alınarak dizilmiştir. Bu çok yönlü çalışmanın dördüncü cildi, eserin sonunda müellif nüshasının tıpkıbasımıyla birlikte yayınlanmıştır. 

 

KEŞŞAF TEFSİRİ (2. CİLT)

Doğduğu şehre nisbetle Zemahşerî olarak tanınan ve uzun süre Mekke'de yaşadığı için Cârûllah lâkabıyla anılan Ebu’l-Kasım Mahmud b. Ömer ez-Zemahşerî, özellikle Arap dili ve edebiyatı konusunda otorite kabul edilmiş ve aslen Arap olmamasına rağmen Şeyhu’l-Arabiyye (Arapçanın pîri) diye nitelendirilmiştir. Hadis, fıkıh, kelâm gibi ilimlerde de geniş bilgiye sahip bulunan ve bu alanlarda başucu niteliğinde eserler telif eden Zemahşerî’nin eserleri arasında el-Keşşâf’ın yeri bambaşkadır.

Zemahşerî’nin Mu‘tezile akidesine bağlı olması, Keşşâf’ı genel kabulden uzak tutsa da bu tefsiri Kur’ân’ın diline tercüman olan zirve eser haline getiren özelliği yazarının me’ânî, beyân ve bedî’ ilimlerindeki üstün bilgi birikimidir. Nitekim Arap dili ve edebiyatı çerçevesinde Kur’ân-ı Kerîm’e getirdiği şahane açıklamalar, dakik kelime ve kavram analizleriyle Zemahşerî, kelâmullahın üstünlük ve inceliklerini iyi tespit ederek bu alanda zirveyi yakalamış, kendisinden sonraki hemen hemen bütün tefsirleri etkilemiştir.

Ağırlıklı olarak dirayet metoduyla yazdığı Keşşâf’ta Zemahşerî, kıraat farklılıklarına dikkat çekerek bunlar arasında Kur’ân’ın üslûbuna uygun düşenleri tercih etmiştir. Ahkâm âyetlerinden fıkıhta tâbi olduğu Hanefî mezhebine uygun hükümler çıkaran müellif, Şâfiî mezhebine ait görüşlere de yer vermiştir. Eserde uygulanan akılcı metodun bir gereği olarak çelişkili gibi görünen âyetlerin te’vili üzerinde durulurken, Kur’ân’da çelişkili bilgiler bulunmadığı belirtilerek bu husustaki itirazlar cevaplandırılmıştır.

İkinci cildi 2017 yılında basılan ve altı cilt halinde tamamlanması planlanan Keşşâf Tefsiri, Prof. Dr. Murat Sülün editörlüğünde alanında yetkin bir çeviri heyeti tarafından yayına hazırlanmış ve orijinal metin ile karşılıklı olarak okuyucuya sunulmuştur.

 

MENAKIB-I KAZERUNİ

Ebû İshâk İbrâhim b. Şehriyâr el-Kâzerûnî (ö.1035), Şîrâz bölgesinde yaşamış ve Safevîler’in hâkimiyetine kadar o bölgede etkin olan Kâzerûnîlik tarikatını kurmuştur. Menkıbelerini konu alan ve müridi tarafından Arapça olarak yazılan fakat günümüze kadar ulaşamayan Sîret adlı eserin Firdevsü’l-Mürşidiyye ile Marsadü’l-Ahrâr adlı iki Farsça tercümesi bilinmektedir. Bursalı olup Trabzon’dayken I. Selim’in maiyyetinde olan Şemsî Bey’in yanında hizmet eden ve daha sonra Bursa’ya dönerek Osman ve Orhan Gazi türbedarlığı ile sahaflık yapan Şevkî Çelebî, bu Farsça eserlerden Firdevsü’l-Mürşidiyye’yi muhtasar bir şekilde Türkçeye çevirmiştir. 30 bâbdan oluşan eser, Şevkî Çelebî’nin yazdığı beyitlerle mensur-manzum bir hüviyet kazanmıştır.

Yrd. Doç. Dr. Fatih Bayram tarafından Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Esad Efendi Koleksiyonu, 2429 numarada kayıtlı yazma nüsha esas alınarak yayına hazırlanan Menâkıb-ı Kâzerûnî söz konusu yazmanın tıpkıbasımının yanı sıra, Kâzerûnîlik tarikatının tarihi ile ilgili geniş bir giriş yazısına da yer vermektedir.

 

TESBİTÜ DELAİLÜ'N-NÜBÜVVE

Kâdî Abdülcebbâr’ın Tesbîtu Delâili’n-Nü­büvve isimli eseri Kur’ân’ı hareket noktası ola­rak kabul etmesi ve aynı mahiyetteki hadislere ve siyer bilgilerine de bol miktarda yer vermesi suretiyle Hz. Peygamber’in nübüvvetini kanıt­lama konusunda literatürde önemli bir yer edinmiştir.

Toplam elli sekiz bölümden oluşan eserin muhtevasını beş ana tema üzerin­den özetlemek mümkündür. Birinci bölümde Hz. Peygamber’in nübüvvetinin ilk dönemi ele alınmakta ve Resûl-i Ekrem’in içinde yaşadığı toplum tahlil edilmektedir. Eserin ikinci bölümü Hıristiyan teolojisine yönelik tenkit ve de­ğerlendirmeler içermektedir. Üçüncü bölümün­de Râfizî-Şiî-gālî grupların iddialarını eleştiren Kâdî Abdülcebbâr, Hz. Muhammed’in İslâmiyet’i layıkıyla tebliğ ettiğini, bu görevin kendi­sinden sonra dört halife ile ve onların ardından da müslüman çoğunluğunun ileri gelenleri ta­rafından devam ettirildiğini dile getirmektedir. Dördüncü bölümde Resûl-i Ekrem’in ilk dönemlerine ve sonraki gelişmelere tekrar temas edilmekte, ona iman edenlerin samimiyetine vurgu yapılmaktadır. Müellife göre bu hususlar başka hiçbir peygambere nasip olmayan mazhariyetler olup mânevî mûcize konumundadır. Eserin beşinci bölümü ise Râfıza’nın Hz. Ali hakkında iddia ettiği mâsumiyet, imamların gaybı bildiği, onların da mûcizelerinin bulun­duğu gibi iddiaların reddedildiği kısımdır.

Tesbîtu Delâili’n-Nübüvve hakkında M. Zâ­hid el-Kevserî, “Müslümanların inancını sars­maya çalışan zümrelerin ileri sürdükleri delilleri bertaraf etmede bu kitaba yaklaşacak başka bir eser görmediği” değerlendirmesinde bulunmuş­tur. Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’nde kayıtlı (Şehid Ali Paşa, nr. 1575) bilinen yegâne nüshasına dayanılarak M. Şerif Eroğlu ve Prof. Dr. Ömer Aydın tarafından çevrilen Tesbîtü Delâili’n-Nü­büvve, Prof. Dr. Hüseyin Hansu’nun editörlüğünde yayına hazırlanmıştır.

 

USUL-İ CEDİDE ZÜBDESİ

Ömrünü mantık eğitimine vakfetmiş olan Kilisli Hocazâde Abdullah Enverî Efendi (ö. 1887), öneminin en üretken bilim adam­larından birisidir. Eserlerinden bir kısmı padişah Sultan Abdülmecid’in de ilgisini çekmiş, bunlar bizzat padişah iradesiy­le bastırılmış ve kendisine mükâfat olarak para ödülü takdim edilmiştir. Enverî’nin kaleme aldığı eserlerden birisi de yayına hazırlanmış olan Usûl-i Cedîde Zübdesi adlı çalışmadır. Eserin adından da anlaşılacağı üzere müellif bu çalışmasına da mantık ta­lebelerine yeni bir metod sunmayı hedefle­miştir. Metnin içerisinde göze çarpan bazı uyarılar ve temel kaideler mantık disiplinini öğrenen kişiye yardımcı olmak üzere ayrın­tılı olarak dile getirilmiştir.

Eserin birinci bölümünde ana hatlarıyla mantık, ilmî ve amelî mantık, mantık-imân ilişkisi, bilginin mâhiyeti ve önemi, bilgi ve imân ilişkisi gibi konular ele alınırken ikinci bölümde, klasik mantığın tasavvur, beş tümel, tasdîk, kıyas gibi temel konuları incelenmektedir. Enverî, eserinde mantık konularını sistemli bir şekilde aktarmak yerine işlevlerine ve günlük hayatla ilişki­lerine dikkat çekmektedir. Ayrıca kendince önemli bulduğu kıyas gibi konulara ayrıntı­lı bir şekilde yer vermekte ve bunların diğer konularla bağını ortaya koymaya çalışmak­tadır. Mantık meselelerini bilmeden diğer ilimlerin öğrenilmesinin mümkün olmadı­ğını ifade eden Enverî, mantığı öğrenmenin çok kolay olduğunu ve kendisinin ortaya koyduğu kaide ve yöntemlere uyulduğu tak­dirde bu işin daha da kolaylaşacağını ifade etmektedir.

 

ZÜBEDÜ ASARİ'L-MEVAHİB VE'L-ENVAR

Zübedü Âsâri’l-Mevâhib ve’l-Envâr, Bağdât’ta bulunan Abdülkâdir Geylâni Câ­mii’nin vâizi Gurâbzâde Ahmed Efendi (ö. 1099/1688) tarafından, Bağdat Valisi Çelebi İbrâhim Paşa’nın talebi üzerine kaleme alın­mıştır. Eser, Beğâvî’nin Me‘âlimü’t-Tenzîl’i, Beydâvî’nin Envâru’t-Tenzîl’i, Hüseyin Vaîz Kâşifî’nin Mevâhibü’l-Aliyye’si ve Ebussuûd Efendi’nin İrşâdü’l-Akli’s-Selîm’i gibi muteber tefsîrlerden istifâde edilerek telif edilmiştir.

Gurabzâde Zübed’de âyetleri Mâturîdî akâidi ve Hanefî fıkhı perspektifiyle, Âsım kırâati­nin Hafs rivayetini esas alarak tefsir etmiştir.

Dr. Mehmet Akif Alpaydın tarafından yayına hazırlanan Gurabzâde Tefsiri, bilgilendirici bir giriş yazısı ve Sultân III. Ahmed’e ithâfen, Osmanlı dönemi ta‘lîk mektebinin en mühim üstatlarından Durmuşzâde Ahmed Efendi tarafından istinsâh edilmiş olan Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Emanet Hazinesi, No. 596’da kayıtlı yazma nüshanın tıpkıbasımı ile okuyucuların istifadesine sunul­muştur.

 
Geri
 
e-Bülten
 
Ürün satın alma süreçlerinden ve yeniliklerden haberdar olmak için e-bülten’e kayıt olun.
©2014 GES Her Hakkı Saklıdır

designed by Boz Creative | Powered by Isisgraph